Nagi no Asukara yapım hataları: İzlerken gözden kaçanlar - Yok artık, bu detaylar şaka mı?!
Nagi no Asukara'yı kaç kere izledin? Peki bu çılgın yapım hatalarını fark ettin mi? Gel beraber şok olalım!
1. Denizaltı Köyün Yerçekimi Sorunu
Abi şimdi Nagi no Asukara'da Shioshishio diye bir denizaltı köyü var, biliyorsun. Bu köyde yaşayanlar bildiğin insan ama suyun altında nefes alabiliyorlar, tamam mı? İşte buradaki en büyük mantık hatası yerçekimi! Şimdi bu adamlar suyun dibinde yaşıyorlar ama evlerinde falan bildiğin karada yürüyormuş gibi hareket ediyorlar. E hani suyun kaldırma kuvveti? Hani okyanusun basıncı? Bildiğin oturup çay içiyorlar, sanki Bodrum'daki yazlıklarında takılıyorlar. Ya birader, suyun altında yaşıyorsun, biraz gerçekçi olsanıza! Baloncuklarla falan mı yürüyorlar anlamadım ki. Sanki yerçekimi onlara işlemiyor. Bu kadar fantastik bir dünyada bile fizik kurallarını tamamen yok saymak nedir ya? Resmen "Biz böyle istedik, oldu!" kafası.
Düşünsene, sen de Shioshishio'da yaşıyorsun. Sabah kalkıyorsun, normal yatağından kalkıyorsun, ayaklarını yere basıyorsun, sanki karadaymışsın gibi yürüyorsun. Ama etrafına bir bakıyorsun, her yer su! Balıklar yüzüyor, yosunlar sallanıyor. Ama sen bildiğin parkede yürüyorsun! İşte bu durum o kadar absürt ki, izlerken insan "Yok artık!" diyor. Bu kadar güzel çizimler, bu kadar duygusal hikaye varken bu kadar bariz bir mantık hatası nasıl gözden kaçmış, akıl sır ermiyor. Belki de yapımcılar "İzleyici çok kaptıracak, fark etmezler" diye düşündüler ama biz yemedik!
Delirten Detay: Suyun içindeki evlerdeki eşyaların hiçbirinin suyun kaldırma kuvvetinden etkilenmemesi. Sanki her şey özel olarak sabitlenmiş gibi. Hatta bazen karakterler suyun içinde koşuyorlar falan! Bildiğin Süperman gibi hareket ediyorlar, yerçekimi falan hak getire.
Kimler Sevecek?: Fantastik dünyalara bayılan ama "Gerçekçilik de olsun ama!" diyenler bu hatayı bulup sinir olacaklar. Aynı zamanda "Benim için önemli olan hikaye, mantık hataları umurumda değil" diyenler de bu duruma gülüp geçebilirler.
2. Hikari Sakishima'nın Anlamsız Uykusu
Şimdi Nagi no Asukara'da Hikari diye bir karakter var, tamam mı? Bu arkadaş bir ara uykuya dalıyor ve 5 yıl sonra uyanıyor. İyi de, bu 5 yıl boyunca ne yedi ne içti? Nasıl hayatta kaldı? Bu soruların cevabı tam olarak verilmiyor. Tamam, belki deniz tanrısının falan bir lütfuyla hayatta kaldı diyelim ama bu durum o kadar havada kalıyor ki, izleyici olarak "Ne oluyor ya?" demeden edemiyorsun. Sanki senaristler "Hikayeye biraz gizem katalım" demişler ama olmamış. Bildiğin kafa karışıklığı yaratmışlar.
Düşünsene, bir sabah uyanıyorsun ve 5 yıl geçmiş! Etrafındaki her şey değişmiş, arkadaşların büyümüş, dünya farklı bir yer olmuş. Sen hiçbir şey hatırlamıyorsun ve bu duruma adapte olmaya çalışıyorsun. İşte Hikari'nin yaşadığı bu durum aslında çok dramatik ve etkileyici olabilirdi ama senaristler bu konuyu yeterince işlememişler. Hikari'nin yaşadığı travmayı, şoku, adaptasyon sürecini daha detaylı bir şekilde göstermeleri gerekirdi. Ama onlar sadece "Uyandı ve hayatına devam etti" gibi bir şey yapmışlar. Bu kadar büyük bir olay bu kadar basit geçiştirilir mi ya?
Delirten Detay: Hikari'nin uyandığında hiçbir fiziksel değişim geçirmemesi. Saçı sakalı aynı, vücudu aynı. Sanki 5 dakika uyumuş gibi. Ya bir insan 5 yıl uyursa bir şeyler değişir değil mi? En azından biraz zayıflar falan. Ama Hikari bildiğin turp gibi uyanıyor. Bu da hikayenin gerçekçiliğini baltalayan bir diğer unsur.
Kimler Sevecek?: "Benim için karakterlerin duygusal derinliği önemli değil, sadece olay örgüsü aksın yeter" diyenler bu durumu pek umursamayacaklardır. Ama "Karakterlerin psikolojisi, yaşadığı travmalar benim için önemli" diyenler bu duruma sinir olabilirler.
3. Ofunehiki Ritüelinin Mantıksızlığı
Şimdi bu animede Ofunehiki diye bir ritüel var. Bu ritüelde insanlar tekneleri falan süsleyip denize atıyorlar, deniz tanrısına adak adıyorlar. Tamam, güzel bir gelenek, hoş bir ritüel ama neden yapıldığı tam olarak açıklanmıyor. Yani tamam, deniz tanrısını memnun etmek için yapıyorlar ama deniz tanrısı neden memnun oluyor? Bu ritüelin amacı ne? Bu soruların cevabı havada kalıyor. Sanki senaristler "Hikayeye biraz mistik hava katalım" demişler ama olmamış. Bildiğin anlamsız bir ritüel olarak kalmış.
Düşünsene, sen de bu ritüele katılıyorsun. Sabah kalkıyorsun, tekneyi süslüyorsun, denize atıyorsun. Ama neden yaptığını tam olarak bilmiyorsun. Sadece atalarından böyle gördüğün için yapıyorsun. İşte bu durum o kadar absürt ki, izlerken insan "Bu ne saçma sapan bir gelenek!" diyor. Bir ritüelin anlamı olmalı, bir amacı olmalı. Ama bu ritüel sadece görsel olarak güzel duruyor. İçeriği boş.
Delirten Detay: Ritüelin yapılış şekli de çok mantıksız. Koskoca tekneleri süslüyorlar, denize atıyorlar. E sonra ne oluyor? Tekneler batıyor mu? Yoksa birileri onları geri mi çekiyor? Bu soruların cevabı verilmiyor. Sanki tekneler denize atılıp sonsuza kadar kayboluyor gibi.
Kimler Sevecek?: "Benim için görsellik önemli, hikaye önemli değil" diyenler bu ritüeli seveceklerdir. Ama "Her şeyin bir anlamı olmalı, mantıksız şeylere tahammülüm yok" diyenler bu ritüele sinir olabilirler.
4. Muuna'nın Gizemli Güçleri
Muuna karakteri var ya, o kızın ne halt olduğu belli değil. Bazen ortadan kayboluyor, bazen ortaya çıkıyor, garip garip şeyler yapıyor. Güçleri ne, nereden geliyor, hiçbir şey anlamadım. Sanki senaristler "Araya biraz gizem serpiştirelim" demişler ama karakter havada kalmış. Ne tam kötü, ne tam iyi. Bildiğin joker gibi takılıyor ortalıkta.
Düşünsene, bir karakter var ve sürekli senin planlarını bozuyor. Ama neden yaptığını bilmiyorsun. Amacı ne, derdi ne, hiçbir fikrin yok. İşte Muuna karakteri tam olarak böyle bir şey. İzlerken sürekli "Bu kız neyin peşinde?" diye soruyorsun ama cevap alamıyorsun. Bu da karakterin gizemini arttırmak yerine sinir bozucu hale getiriyor.
Delirten Detay: Muuna'nın güçlerini kullandığı sahneler de çok tutarsız. Bazen çok güçlü, bazen çok güçsüz. Sanki senaristler o anki duruma göre karar veriyorlar. Bu da karakterin inandırıcılığını zedeliyor.
Kimler Sevecek?: "Gizemli karakterlere bayılırım, her şeyin cevabını bilmek zorunda değilim" diyenler Muuna'yı seveceklerdir. Ama "Her karakterin bir amacı olmalı, tutarsız karakterlere tahammülüm yok" diyenler Muuna'ya sinir olabilirler.
5. Tsumugu Kihara'nın Duygusuzluğu
Tsumugu karakteri var ya, odun gibi adam. Hiçbir duygusu yokmuş gibi davranıyor. Tamam, belki içine kapanık bir tip ama bu kadar mı soğuk olur ya? Sanki robot gibi. Özellikle Manaka'ya karşı olan tavırları çok garip. Kız ona aşık, o ise hiçbir şey hissetmiyor gibi. Sanki senaristler "Araya biraz aşk üçgeni katalım" demişler ama karakteri duygusuz bırakmışlar.
Düşünsene, bir kız sana aşık ve sen ona karşı hiçbir şey hissetmiyorsun. Ama yine de onunla arkadaş kalmaya çalışıyorsun. İşte Tsumugu karakteri tam olarak böyle bir şey. İzlerken sürekli "Bu adam neden bu kadar odun?" diye soruyorsun ama cevap alamıyorsun. Bu da karakterin sevimsiz hale gelmesine neden oluyor.
Delirten Detay: Tsumugu'nun duygusal sahnelerdeki mimikleri de çok yapmacık. Sanki zorla ağlıyormuş gibi. Bu da karakterin inandırıcılığını zedeliyor.
Kimler Sevecek?: "Soğuk ve mesafeli karakterlere bayılırım, duygusallık bana göre değil" diyenler Tsumugu'yu seveceklerdir. Ama "Karakterlerin duygusal derinliği benim için önemli, odun gibi karakterlere tahammülüm yok" diyenler Tsumugu'ya sinir olabilirler.
6. Deniz ve Kara Halkı Arasındaki Anlamsız Ayrımcılık
Şimdi bu animede deniz halkı ve kara halkı arasında bir ayrımcılık var. Deniz halkı kara halkını aşağı görüyor, kara halkı da deniz halkından korkuyor. İyi de, bu ayrımcılığın nedeni ne? Neden birbirlerinden bu kadar nefret ediyorlar? Bu soruların cevabı tam olarak verilmiyor. Sanki senaristler "Araya biraz toplumsal mesaj katalım" demişler ama ayrımcılığın nedenini açıklamayı unutmuşlar.
Düşünsene, sen deniz halkından birisin ve kara halkı sana kötü davranıyor. Nedenini bilmiyorsun, sadece farklı olduğun için sana nefret ediyorlar. İşte bu durum o kadar absürt ki, izlerken insan "Bu ne saçma sapan bir ayrımcılık!" diyor. Ayrımcılığın bir nedeni olmalı, bir dayanağı olmalı. Ama bu animede ayrımcılık sadece var.
Delirten Detay: Ayrımcılığın çözümü de çok basit. Birkaç kişi birbirini seviyor ve ayrımcılık kendiliğinden ortadan kalkıyor. Sanki senaristler "Aşk her şeyi çözer" mesajı vermek istemişler ama ayrımcılığın köklerini kazımayı unutmuşlar.
Kimler Sevecek?: "Toplumsal mesajlara bayılırım, ayrımcılığa karşıyım" diyenler bu durumu seveceklerdir. Ama "Ayrımcılığın nedenleri benim için önemli, basit çözümlere tahammülüm yok" diyenler bu duruma sinir olabilirler.
7. Beş Yıllık Zaman Atlamasının Hikayeye Etkisi
Beş yıl sonra ne değişti abi? Sanki hiçbir şey olmamış gibi herkes hayatına devam ediyor. Tamam, bazı karakterler büyümüş ama olay örgüsü aynı tas aynı hamam. Yani bu kadar uzun bir zaman atlaması hikayeye bir şey katmalı değil mi? Ama sanki senaristler zaman atlamasını sadece karakterleri yaşlandırmak için kullanmışlar.
Düşünsene, sen bir karakterin ve 5 yıl sonra uyanıyorsun. Etrafındaki her şey değişmiş, dünya farklı bir yer olmuş. Ama sen hiçbir şey hissetmiyorsun. Sanki 5 dakika uyumuş gibi hayatına devam ediyorsun. İşte bu durum o kadar absürt ki, izlerken insan "Bu zaman atlaması neden yapıldı ki?" diyor. Zaman atlamasının bir amacı olmalı, bir hikayeye katkısı olmalı. Ama bu animede zaman atlaması sadece bir araç.
Delirten Detay: Zaman atlamasından sonra karakterlerin ilişkileri de çok tutarsız. Bazı karakterler birbirine daha yakınlaşmış, bazıları uzaklaşmış. Ama neden böyle olduğu tam olarak açıklanmıyor. Sanki senaristler o anki duruma göre karar veriyorlar.
Kimler Sevecek?: "Benim için karakterlerin değişimi önemli değil, olay örgüsü aksın yeter" diyenler bu zaman atlamasını umursamayacaklardır. Ama "Karakterlerin gelişimi, ilişkilerin değişimi benim için önemli" diyenler bu duruma sinir olabilirler.
8. Uroko-sama'nın Gereksiz Varlığı
Uroko-sama diye bir karakter var. Bu adam sürekli ortalıkta dolanıyor, garip garip öğütler veriyor ama kimse onu dinlemiyor. Sanki senaristler "Araya biraz bilge bir karakter katalım" demişler ama karakteri gereksiz bırakmışlar. Ne hikayeye bir katkısı var, ne karakterlere bir faydası. Bildiğin figüran gibi takılıyor ortalıkta.
Düşünsene, sen Uroko-sama'sın ve sürekli insanlara öğüt veriyorsun ama kimse seni dinlemiyor. Ne kadar sinir bozucu bir durum değil mi? İşte Uroko-sama'nın yaşadığı bu durum izlerken insanı üzüyor. Karakterin bir amacı olmalı, bir rolü olmalı. Ama Uroko-sama sadece var.
Delirten Detay: Uroko-sama'nın güçleri de çok tutarsız. Bazen çok güçlü, bazen çok güçsüz. Sanki senaristler o anki duruma göre karar veriyorlar. Bu da karakterin inandırıcılığını zedeliyor.
Kimler Sevecek?: "Bilge karakterlere bayılırım, her zaman bir şeyler öğrenirim" diyenler Uroko-sama'yı seveceklerdir. Ama "Karakterlerin hikayeye katkısı benim için önemli, gereksiz karakterlere tahammülüm yok" diyenler Uroko-sama'ya sinir olabilirler.
9. Akari Shiodome'nin Kararsızlığı
Akari karakteri var ya, sürekli karar değiştiriyor. Bir onu seviyor, bir onu sevmiyor. Sanki senaristler "Araya biraz aşk karmaşası katalım" demişler ama karakteri kararsız bırakmışlar. Ne istediği belli değil, ne yaptığı belli değil. Bildiğin maymun iştahlı.
Düşünsene, sen Akari'sin ve sürekli karar değiştiriyorsun. Bir onu seviyorsun, bir onu sevmiyorsun. Ne kadar yorucu bir durum değil mi? İşte Akari'nin yaşadığı bu durum izlerken insanı sinir ediyor. Karakterin bir hedefi olmalı, bir amacı olmalı. Ama Akari sadece kararsız.
Delirten Detay: Akari'nin kararlarının nedenleri de çok yüzeysel. Sanki senaristler o anki duruma göre karar veriyorlar. Bu da karakterin inandırıcılığını zedeliyor.
Kimler Sevecek?: "Aşk karmaşasına bayılırım, her şeyin bir anda değişmesini severim" diyenler Akari'yi seveceklerdir. Ama "Karakterlerin tutarlılığı benim için önemli, kararsız karakterlere tahammülüm yok" diyenler Akari'ye sinir olabilirler.
10. Manaka Mukaido'nun Sürekli Ağlaması
Manaka karakteri var ya, sürekli ağlıyor. En ufak bir şeyde bile gözyaşlarına boğuluyor. Tamam, belki duygusal bir tip ama bu kadar mı sulu göz olur ya? Sanki senaristler "Araya biraz dram katalım" demişler ama karakteri ağlak bırakmışlar. Ne kadar güçlü olursa olsun, sürekli ağlaması karakterin iticiliğini arttırıyor.
Düşünsene, sen Manaka'sın ve sürekli ağlıyorsun. Ne kadar yorucu bir durum değil mi? İşte Manaka'nın yaşadığı bu durum izlerken insanı sıkıyor. Karakterin güçlü yönleri de olmalı, sadece ağlamakla olmaz. Ama Manaka sadece ağlıyor.
Delirten Detay: Manaka'nın ağlama nedenleri de çok saçma. Bazen en ufak bir şeyde bile ağlıyor, bazen çok büyük bir olayda bile ağlamıyor. Sanki senaristler o anki duruma göre karar veriyorlar.
Kimler Sevecek?: "Dramatik karakterlere bayılırım, gözyaşları beni etkiliyor" diyenler Manaka'yı seveceklerdir. Ama "Karakterlerin güçlü yönleri benim için önemli, sürekli ağlayan karakterlere tahammülüm yok" diyenler Manaka'ya sinir olabilirler.
Tepkiniz Nedir?