Parodi Animelerinde Karakter Gelişimi: Beklentilerinizi Yükseltin: Kahkaha Krizine Hazır Olun!
Parodi animelerdeki en bomba karakter gelişimlerini keşfedin! Alışılmışın dışında, sizi yerlere yatıracak 10 karakter incelemesiyle kahkaha garantili bir yolculuğa çıkın!
1. Gintoki Sakata (Gintama) - Samuraylık Böyle Ti'ye Alınır!
Abi Gintoki'yi anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum! Adam bildiğin odun gibi, hiçbir şey umrunda değilmiş gibi takılıyor ama aslında inanılmaz derin bir karakter. Tamam, kabul ediyorum, sürekli burun karıştırıyor, pachinko'dan çıkmıyor, Shonen Jump okumaktan başka bir şey yaptığı yok. Ama iş ciddiye binince, o gevşek tavırları bir anda kayboluyor ve karşımıza gerçek bir samuray çıkıyor! Gintoki'nin geçmişi o kadar karanlık ve travmatik ki, bu onu hem komik hem de inanılmaz karizmatik yapıyor. Bir bölümde milleti güldürürken, diğer bölümde gözlerin dolabiliyor. İşte bu dengeyi yakalamak her babayiğidin harcı değil! Gintama'nın mizahı zaten başlı başına olay ama Gintoki'nin karakter gelişimi bu mizaha bambaşka bir boyut katıyor. Adam resmen "Nasıl hem salağım hem de kahraman olurum?" dersi veriyor. Sakın kaçırmayın, pişman olursunuz!
Gintoki'nin karakter gelişimindeki en büyük etken, geçmişte yaşadığı savaşlar ve kayıplar. Joui Savaşı'nda edindiği tecrübeler onu hem güçlü bir savaşçı yapmış hem de derinden yaralamış. Bu yüzden sürekli geçmişinden kaçmaya çalışıyor ama geçmişi onu bir türlü bırakmıyor. İşte bu içsel çatışma, Gintoki'nin karakterini daha da ilgi çekici hale getiriyor. Bir yandan komik ve umursamaz tavırlarıyla dikkat çekerken, diğer yandan da derin bir melankoli taşıyor. Bu zıtlıklar, onu sadece bir parodi karakteri olmaktan çıkarıp, çok daha karmaşık ve düşündürücü bir figüre dönüştürüyor.
Gintoki, sadece kendi geçmişiyle değil, etrafındaki insanlarla da sürekli bir etkileşim içinde. Kagura ve Shinpachi ile kurduğu Yorozuya ekibi, onun hayatına yeni bir anlam katıyor. Onlara bir nevi babalık yapıyor ve onları korumak için her şeyi yapmaya hazır. Bu da onun karakterindeki fedakarlık ve sorumluluk duygusunu ortaya çıkarıyor. Gintoki, sadece kendi sorunlarıyla değil, başkalarının sorunlarıyla da ilgileniyor ve onlara yardım etmek için elinden geleni yapıyor. Bu da onu gerçek bir kahraman yapıyor.
Delirten Detay: Adamın şeker hastalığı var ama tatlıya olan düşkünlüğünden asla vazgeçmiyor! Bu nasıl bir iradedir arkadaş?!
Kimler Sevecek?: Hem aksiyon hem de komedi sevenler, derin karakter analizlerine bayılanlar, samuray hikayelerine farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak isteyenler Gintoki'ye hasta olacak!
2. Saitama (One-Punch Man) - Güçlü Olmak Böyle Sıkıcı Olur!
Saitama... O nasıl bir karakter abi? O kadar güçlü ki, tek yumrukla her şeyi hallediyor. Süper güçlere sahip olmak çoğu insanın hayaliyken, Saitama için bu durum tam bir kabus! Çünkü hiçbir rakibi ona meydan okuyamıyor, hiçbir dövüş onu heyecanlandırmıyor. Adam bildiğin depresyonda! One-Punch Man'in parodi anlayışı da tam olarak burada devreye giriyor. Süper kahraman klişelerini alıp, tam tersine çeviriyor. Saitama'nın karakter gelişimi de bu paradoksun etrafında şekilleniyor. Güçlü olmak onu mutlu etmiyor, aksine hayata karşı bir boşluk hissetmesine neden oluyor.
Saitama'nın karakterindeki en büyük değişim, Genos ile tanıştıktan sonra başlıyor. Genos, Saitama'ya hayranlık duyuyor ve onun öğrencisi olmak istiyor. Saitama da Genos'u reddetmiyor ve ona akıl hocalığı yapmaya başlıyor. Bu süreçte Saitama, sadece Genos'a değil, kendisine de bir şeyler öğretiyor. Süper kahramanlığın sadece güçten ibaret olmadığını, aynı zamanda insanlara yardım etmek ve onları korumak olduğunu anlıyor. Bu da onun karakterindeki derinliği artırıyor.
Saitama'nın karakter gelişimi, aslında hepimizin hayatında yaşadığı sorunlara bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman bir şeylere ulaşmak için çabalıyoruz ama o şeye ulaştığımızda mutlu olacağımızın garantisi yok. Saitama da bu durumu sonuna kadar yaşıyor. Güçlü olmak onun hayaliydi ama o güce ulaştığında hayattan zevk almamaya başlıyor. İşte bu da bize, hayatta sadece hedeflere ulaşmanın değil, aynı zamanda o hedeflere ulaşırken yaşadığımız sürecin de önemli olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın kel kafası bile olay! O kadar parlatılmış ki, düşmanlar ondan yansıyıp sersemliyor!
Kimler Sevecek?: Süper kahraman parodilerine bayılanlar, absürt mizahı sevenler, "Güç her şey değildir" mesajını farklı bir bakış açısıyla görmek isteyenler Saitama'ya hayran kalacak!
3. Kazuma Satou (Konosuba) - Pişmanlığın Vücut Bulmuş Hali!
Kazuma... Abi bu adam tam bir loser! Oyun oynamaktan başka bir şey yapmayan, asosyal bir tip. Ama bir gün bir trafik kazasında (ya da daha doğrusu korkudan altına kaçırıp şoktan öldüğü söyleniyor) ölüyor ve kendini bir anda tanrıça Aqua ile birlikte fantastik bir dünyada buluyor. İşte burada Kazuma'nın gerçek macerası başlıyor! Konosuba, diğer isekai animelerinden farklı olarak, kahramanlık hikayesi anlatmak yerine, tam tersine kahraman olmanın ne kadar zor ve sıkıcı olduğunu gösteriyor. Kazuma da bu durumdan nasibini alıyor. Sürekli belaya bulaşıyor, aptalca kararlar veriyor ve ekibiyle birlikte rezil olmaktan kurtulamıyor. Ama işte tam da bu yüzden Kazuma'nın karakter gelişimi çok ilgi çekici.
Kazuma'nın karakterindeki en büyük değişim, Aqua, Megumin ve Darkness ile tanıştıktan sonra başlıyor. Bu üç kız da birbirinden sorunlu ve yeteneksiz. Aqua bir tanrıça olmasına rağmen sürekli ağlıyor, Megumin patlama büyüsü dışında hiçbir şey yapamıyor, Darkness ise dayak yemekten hoşlanıyor. Kazuma, bu ekiple birlikte maceralara atılırken, hem onlara yardım etmeye çalışıyor hem de kendi sorunlarıyla yüzleşiyor. Sürekli pişmanlık duyuyor, yanlış kararlar veriyor ama sonunda bir şekilde durumu toparlamayı başarıyor.
Kazuma'nın karakter gelişimi, aslında hepimizin hayatında yaşadığı zorluklara bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman mükemmel olmak istiyoruz ama hata yapmaktan korkuyoruz. Kazuma ise sürekli hata yapıyor ama bu hatalarından ders çıkarıyor ve daha iyi bir insan olmaya çalışıyor. İşte bu da bize, mükemmel olmanın değil, sürekli gelişmeye çalışmanın önemli olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın cinselliğe olan düşkünlüğü sınır tanımıyor! Ama bir yandan da çok zeki, her durumdan bir şekilde sıyrılmayı başarıyor.
Kimler Sevecek?: İsekai parodilerine bayılanlar, absürt mizahı sevenler, "Kahraman olmak zorunda değilim, sadece hayatta kalmak istiyorum" diyenler Kazuma'ya sempati duyacak!
4. Sakamoto (Haven't You Heard? I'm Sakamoto) - Cool'lukta Master Seviye!
Sakamoto... Abi bu adamı anlatmak bile zor! O kadar cool ki, yaptığı her şey olay oluyor. Sınıfa girdiğinde herkes susuyor, derslerde mükemmel notlar alıyor, spor etkinliklerinde rekorlar kırıyor. Ama Sakamoto'nun cool'luğu sadece yeteneklerinden değil, aynı zamanda tavırlarından da kaynaklanıyor. Her zaman sakin, kibar ve yardımsever. Kimseye kötü davranmıyor, herkese karşı saygılı. İşte bu da onu sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda bir idol yapıyor. Haven't You Heard? I'm Sakamoto, Sakamoto'nun cool'luğunu abartılı bir şekilde ti'ye alıyor. Her bölümde Sakamoto'nun yaptığı absürt hareketler, izleyiciyi kahkahaya boğuyor.
Sakamoto'nun karakter gelişimindeki en büyük etken, onun gizemli geçmişi. Nereden geldiği, ailesinin kim olduğu, neden bu kadar cool olduğu hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bu da Sakamoto'nun karakterini daha da ilgi çekici hale getiriyor. Sürekli merak ediyoruz, acaba bu cool'luğun arkasında ne yatıyor? Belki de Sakamoto, sadece bir rol yapıyor ve aslında çok farklı bir insan. İşte bu da Sakamoto'nun karakterini daha da karmaşık ve düşündürücü bir figüre dönüştürüyor.
Sakamoto'nun karakter gelişimi, aslında hepimizin olmak istediği kişiye bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman cool, başarılı ve popüler olmak istiyoruz ama bunun için ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz. Sakamoto ise sanki doğuştan cool doğmuş gibi. Ama aslında Sakamoto'nun cool'luğu sadece dış görünüşünden değil, aynı zamanda iç dünyasından da kaynaklanıyor. Her zaman kendine güveniyor, ne istediğini biliyor ve hedeflerine ulaşmak için çabalıyor. İşte bu da bize, cool olmanın sadece dış görünüşle değil, aynı zamanda iç dünyamızla da ilgili olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın her hareketi bir sanat eseri gibi! Oturması, kalkması, yemek yemesi, ders dinlemesi... Her şey mükemmel!
Kimler Sevecek?: Absürt komedi sevenler, cool karakterlere hayran olanlar, "Keşke ben de Sakamoto gibi olsam" diyenler bu animeye bayılacak!
5. Mob (Mob Psycho 100) - Duygularla Patlamaya Hazır Olun!
Mob... Abi bu çocuk tam bir bomba! O kadar güçlü psişik güçlere sahip ki, duyguları kontrolden çıktığında her şey yerle bir oluyor. Ama Mob, güçlerini kullanmak istemiyor. Sadece normal bir hayat yaşamak, arkadaş edinmek ve sevdiği kıza açılmak istiyor. Mob Psycho 100, Mob'un bu normal hayat arayışını ve güçleriyle başa çıkma çabasını anlatıyor. Anime, parodi öğelerini, süper güçlerin abartılı kullanımı ve karakterlerin absürt davranışlarıyla ortaya koyuyor. Mob'un karakter gelişimi de bu parodi anlayışıyla paralel ilerliyor.
Mob'un karakterindeki en büyük değişim, Reigen Arataka ile tanıştıktan sonra başlıyor. Reigen, Mob'u kandırarak psişik güçlerini kullanmaya çalışıyor. Ama aslında Reigen, Mob'a sadece güçlerini kullanmayı değil, aynı zamanda duygularını kontrol etmeyi ve insanlarla iletişim kurmayı da öğretiyor. Mob, Reigen sayesinde daha sosyal bir insan oluyor ve gerçek arkadaşlar ediniyor.
Mob'un karakter gelişimi, aslında hepimizin duygularıyla başa çıkma çabasına bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman duygularımızı kontrol etmekte zorlanıyoruz ve bu duygular bizi olumsuz etkiliyor. Mob ise güçleri sayesinde duygularını daha da yoğun yaşıyor ve bu duygularla başa çıkmak için sürekli çabalıyor. İşte bu da bize, duygularımızı kontrol etmenin zor olduğunu ama imkansız olmadığını gösteriyor.
Delirten Detay: Mob'un duygusal patlamaları görsel şölen yaşatıyor! Animasyonlar o kadar iyi ki, adeta sen de o patlamanın içindeymişsin gibi hissediyorsun!
Kimler Sevecek?: Süper güç temalı animelere bayılanlar, duygusal karakter gelişimlerini sevenler, absürt mizahı ve aksiyonu bir arada görmek isteyenler Mob'a hayran kalacak!
6. Joseph Joestar (JoJo's Bizarre Adventure) - Kurnazlığın Vücut Bulmuş Hali!
Joseph Joestar... Abi bu adam tam bir efsane! JoJo serisinin en sevilen karakterlerinden biri olmasının bir sebebi var. Joseph, kurnazlığı, zekası ve bitmek bilmeyen enerjisiyle her zaman izleyiciyi kendine hayran bırakıyor. Özellikle Battle Tendency arc'ında sergilediği performansla adeta şov yapıyor. Düşmanlarını alt etmek için kullandığı taktikler o kadar absürt ve komik ki, kahkahadan kırılmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Ama Joseph sadece komik bir karakter değil, aynı zamanda çok da zeki ve güçlü. Hamon yeteneklerini ustalıkla kullanıyor ve düşmanlarına karşı her zaman bir adım önde olmayı başarıyor. JoJo's Bizarre Adventure'ın parodi öğeleri, Joseph'in abartılı tepkileri, komik diyalogları ve absürt dövüş sahneleriyle ortaya çıkıyor. Joseph'in karakter gelişimi de bu parodi anlayışıyla paralel ilerliyor.
Joseph'in karakterindeki en büyük değişim, Caesar Zeppeli ile tanıştıktan sonra başlıyor. Caesar, Joseph'in tam zıttı bir karakter. Ciddi, disiplinli ve Hamon yeteneklerine çok saygı duyuyor. Joseph ve Caesar, başta birbirlerine hiç anlaşamasalar da, zamanla birbirlerini tamamlamayı öğreniyorlar. Caesar, Joseph'e Hamon yeteneklerini daha iyi kullanmayı öğretirken, Joseph de Caesar'a hayata daha eğlenceli bakmayı öğretiyor.
Joseph'in karakter gelişimi, aslında hepimizin hayatında yaşadığı zıtlıklarla başa çıkma çabasına bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman kendimizden farklı insanlarla karşılaşırız ve onlarla anlaşmakta zorlanırız. Joseph ve Caesar da bu durumu sonuna kadar yaşıyorlar. Ama zamanla birbirlerini tanıyıp, birbirlerinden öğrenmeyi başarıyorlar. İşte bu da bize, farklılıklarımızın bizi zenginleştirdiğini ve birbirimizden öğrenecek çok şeyimizin olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın "Your next line is..." repliği efsane! Ne zaman söylese, tüylerim diken diken oluyor!
Kimler Sevecek?: Aksiyon dolu animelere bayılanlar, zeki karakterlere hayran olanlar, absürt mizahı ve dövüş sahnelerini bir arada görmek isteyenler Joseph'e hayran kalacak!
7. Accelerator (A Certain Magical Index/A Certain Scientific Railgun) - Anti-Kahramanlıkta Zirve!
Accelerator... Abi bu adam tam bir psikopat! Espers adı verilen süper güçlere sahip insanların en güçlüsü. Ama güçlerini kötüye kullanıyor, insanlara zarar veriyor ve şiddetten zevk alıyor. Ama aslında Accelerator'ın bu davranışlarının altında yatan bir sebep var. Geçmişte yaşadığı travmatik olaylar, onu acımasız ve umursamaz birine dönüştürmüş. A Certain Magical Index ve A Certain Scientific Railgun serilerinde Accelerator'ın karakter gelişimi, onun bu karanlık geçmişiyle yüzleşmesi ve daha iyi bir insan olmaya çalışması üzerine kurulu. Anime, parodi öğelerini, süper güçlerin abartılı kullanımı ve karakterlerin absürt davranışlarıyla ortaya koyuyor. Accelerator'ın karakter gelişimi de bu parodi anlayışıyla paralel ilerliyor.
Accelerator'ın karakterindeki en büyük değişim, Last Order ile tanıştıktan sonra başlıyor. Last Order, Accelerator'ın geçmişte üzerinde deneyler yaptığı bir klon. Ama Last Order, Accelerator'a karşı hiçbir kin beslemiyor ve ona yardım etmek istiyor. Accelerator, Last Order'ın masumiyeti ve sevgisi sayesinde, geçmişte yaptığı hataların farkına varıyor ve daha iyi bir insan olmaya karar veriyor.
Accelerator'ın karakter gelişimi, aslında hepimizin geçmişimizle yüzleşme ve hatalarımızdan ders çıkarma çabasına bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman geçmişte yaptığımız hatalar yüzünden kendimizi suçlarız ve geleceğe umutla bakmakta zorlanırız. Accelerator ise geçmişte çok büyük hatalar yapmış olmasına rağmen, Last Order sayesinde daha iyi bir insan olmaya çalışıyor. İşte bu da bize, geçmişimizin bizi tanımlamadığını ve her zaman değişme şansımızın olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın kahkahası bile manyakça! Duyduğumda içim ürperiyor ama bir yandan da hayran kalıyorum!
Kimler Sevecek?: Anti-kahraman hikayelerine bayılanlar, karanlık karakter gelişimlerini sevenler, aksiyon dolu ve duygusal animeleri bir arada görmek isteyenler Accelerator'a hayran kalacak!
8. Tanya Degurechaff (Saga of Tanya the Evil) - Küçük Kızın İçindeki Şeytan!
Tanya Degurechaff... Abi bu kız tam bir canavar! Aslında eski bir Japon iş adamı olan Tanya, tanrı tarafından cezalandırılıp, savaşın ortasında küçük bir kız olarak reenkarne oluyor. Tanya, yeni hayatında da aynı acımasız ve pragmatik tavırlarını sürdürüyor. Tek amacı, savaşta yükselmek ve rahat bir hayat yaşamak. Saga of Tanya the Evil, Tanya'nın bu acımasız yükselişini ve savaşın vahşetini gözler önüne seriyor. Anime, parodi öğelerini, Tanya'nın abartılı ifadeleri, komik diyalogları ve savaşın absürtlüğüyle ortaya koyuyor. Tanya'nın karakter gelişimi de bu parodi anlayışıyla paralel ilerliyor.
Tanya'nın karakterindeki en büyük değişim, savaşta yaşadığı deneyimler sayesinde oluyor. Tanya, savaşta birçok insanı öldürüyor ve birçok acımasız olaya tanık oluyor. Bu deneyimler, Tanya'nın karakterini daha da sertleştiriyor ve onu daha da acımasız birine dönüştürüyor. Ama aynı zamanda Tanya, savaşta insanlığın ne kadar vahşi ve acımasız olabileceğini de görüyor. Bu da Tanya'nın karakterinde bir içsel çatışmaya neden oluyor.
Tanya'nın karakter gelişimi, aslında savaşın insan üzerindeki etkisine bir gönderme niteliğinde. Savaş, insanları fiziksel olarak değil, aynı zamanda psikolojik olarak da yaralıyor. Tanya da savaşın yarattığı psikolojik travmalarla başa çıkmaya çalışıyor ve bu travmalar onu daha da acımasız birine dönüştürüyor. İşte bu da bize, savaşın sadece kaybedenleri değil, kazananları da yaraladığını gösteriyor.
Delirten Detay: Kızın yüzündeki o şeytani gülümseme... Beni benden alıyor!
Kimler Sevecek?: Savaş temalı animelere bayılanlar, karanlık karakter gelişimlerini sevenler, absürt mizahı ve aksiyonu bir arada görmek isteyenler Tanya'ya hayran kalacak!
9. Hata Prince (Sgt. Frog) - Uzaylı Olmak Böyle Salak Olunur!
Hata Prince... Abi bu adam tam bir manyak! Sgt. Frog'un en absürt karakterlerinden biri. Uzaylı olmasına rağmen, sürekli saçma sapan şeyler yapıyor ve herkesi sinir ediyor. Ama Hata Prince'in bu davranışlarının altında yatan bir sebep var. Adam bildiğin akıl hastası! Sürekli halüsinasyonlar görüyor, gerçeklikle hayali karıştırıyor ve tuhaf sesler çıkarıyor. Sgt. Frog, Hata Prince'in bu manyaklıklarını abartılı bir şekilde ti'ye alıyor. Her bölümde Hata Prince'in yaptığı absürt hareketler, izleyiciyi kahkahaya boğuyor.
Hata Prince'in karakter gelişimindeki en büyük etken, onun akıl hastalığı. Hata Prince, akıl hastalığı yüzünden normal bir hayat yaşayamıyor ve sürekli toplumdan dışlanıyor. Ama Hata Prince, bu duruma rağmen hayata pozitif bakmaya çalışıyor ve her zaman gülüyor. Bu da Hata Prince'in karakterini daha da ilgi çekici hale getiriyor.
Hata Prince'in karakter gelişimi, aslında hepimizin farklılıklara karşı nasıl davrandığımızı sorgulamamıza neden oluyor. Çoğu zaman farklı olan insanlara karşı önyargılı davranırız ve onları dışlarız. Hata Prince ise farklı olmasına rağmen, herkesi güldürmeyi başarıyor ve sevilmeyi hak ediyor. İşte bu da bize, farklılıklarımızın bizi zenginleştirdiğini ve birbirimize karşı daha hoşgörülü olmamız gerektiğini gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın "Sanırım..." diye başlayan cümleleri beni benden alıyor! Her seferinde ne saçmalayacak diye merak ediyorum!
Kimler Sevecek?: Absürt komedi sevenler, manyak karakterlere hayran olanlar, "Saçmalamak güzeldir" diyenler Hata Prince'e bayılacak!
10. Umetarō Nozaki (Monthly Girls' Nozaki-kun) - Romantizmden Anlamayan Mangaka!
Umetarō Nozaki... Abi bu adam tam bir odun! Popüler bir shoujo mangası yazarı olmasına rağmen, romantizmden zerre anlamıyor. Kızlar ona aşkını itiraf ettiğinde, bunu sadece manga materyali olarak görüyor ve kızları asistanı olarak işe almaya çalışıyor. Monthly Girls' Nozaki-kun, Nozaki'nin bu romantizmden anlamayan hallerini ve etrafındaki kızların ona olan aşkını komik bir şekilde anlatıyor. Anime, parodi öğelerini, Nozaki'nin abartılı tepkileri, komik diyalogları ve romantik klişeleri ti'ye almasıyla ortaya koyuyor. Nozaki'nin karakter gelişimi de bu parodi anlayışıyla paralel ilerliyor.
Nozaki'nin karakterindeki en büyük değişim, Sakura Chiyo ile tanıştıktan sonra başlıyor. Sakura, Nozaki'ye aşık ve ona sürekli yardım etmeye çalışıyor. Ama Nozaki, Sakura'nın duygularını anlamıyor ve onu sadece bir asistan olarak görüyor. Sakura, Nozaki'ye olan aşkını anlatmaya çalıştıkça, Nozaki daha da kafası karışıyor ve daha da komik durumlara düşüyor.
Nozaki'nin karakter gelişimi, aslında hepimizin aşkla ilgili yaşadığı karmaşıklıklara bir gönderme niteliğinde. Çoğu zaman aşık olduğumuz kişilerin duygularını anlamakta zorlanırız ve onlara nasıl davranacağımızı bilemeyiz. Nozaki de bu durumu sonuna kadar yaşıyor. Ama Nozaki, Sakura'ya olan aşkını anlamasa bile, ona değer veriyor ve onunla birlikte çalışmaktan keyif alıyor. İşte bu da bize, aşkın sadece romantizmden ibaret olmadığını ve birbirimize değer vermenin de çok önemli olduğunu gösteriyor.
Delirten Detay: Adamın bisiklet sürme şekli bile olay! O kadar kaslı ki, bisiklet resmen altında eziliyor!
Kimler Sevecek?: Romantik komedi sevenler, odun karakterlere hayran olanlar, "Aşkın ne olduğunu ben de anlamıyorum" diyenler Nozaki'ye sempati duyacak!
Tepkiniz Nedir?